8 Şubat 2016 Pazartesi

Aslında beklemeyi de öğreniyorum sayende.
En azından döneceğini biliyorum.
Aksini düşünmeye gücüm bile yetmiyor çoğu zaman.
Sen bilmezsin, bilirim ama çok uzun süre tuttum içimde seni.
Nefesini inatla tutan küçük bir kız çocuğu gibi.
Herkes bırak artık, bırak o nefesi boğulacaksın derken etrafımda,
ben inatla dinlemedim kimseyi.
Boğulacaksam derinliklerinde olacaktım, biliyordum.
Ve nerede yüzersen yüz sonrasında,
ilk kez boğulduğun denizi asla unutmazsın, biliyorum.
Unutmadım, unutamadım.

Hayat acımasız bilirsin.
Sokakları evi yapmış yüz binlerce uysal sokak köpeği kadar,
ayaz vakti çıplak ayakla gezen sokak çocukları kadar,
bir kadının gözyaşları kadar,
yolda görülen bir hayvan cesedi kadar acımasız işte.
Bu nedenle sevemiyor insan kendisini seveni.
Hayat acımasızdır çünkü sevemezsin.
Alışmak istersin, alışamazsın.
Basit bir denklem değildir aşk sanılanın aksine.
Fakat bir gün, sıradan bir masa başında,
sıradan bir gecenin hüznünde,
bir adam oturur karşına,
güler, bir şeyler mırıldanır,
uzansan dokunacağın kadar yakın,
koşsan asla değemeyeceğin kadar da uzak.
O an bir rüzgarın uğultusu çalınır kulaklarına,
kaburgaların sıkışır nefes aldığında.
O an zaman ve mekan düzlemsel varlığını yitirir,
yer çekimi etkisi bir elemandır bedenin için.
Beklemediğin bir anda,
tahmin etmediğin bir denizde bulursun kendini.

O günden beridir her nefesimle hayat verdim zihnimde sana.
Uzun zamanlardı, kendimden bile men edildim.
Çok sevdim.
Öyle ki; küçücük avuçlarımın içerisinde taşıdım koskocaman sevgimi.
Sen olmadığın zamanlar bir yumruk yapıp bekleyecek kadar çok.
Omuzlarında uyuyup nefesinde uyanacak kadar çok.

Ben ezberlemiş isem eğer senin her bir zerreni,
nefesini, bakışını, gülümsemeni,
Kirpiklerinin o alelade olmayan her bir tanesini,
uyuyuşunu, sesini, kokunu,
yara izlerini, dokunuşunu,
öfkeni, günahlarını, gözlerinin içinin gülüşünü,
kahveni nasıl içtiğini, kalemi nasıl tuttuğunu,
odaklanışını, mutluluğunu, mutsuzluğunu,
hayallerini, anılarını ve sessizliğini
ve de ezberlemek için hiç de uğraşmadıysam eğer,

Söyle o halde git dediğinde bana,
gitsem,
senden kaç adım koşabilirim uzağa?
Deniz olsan balık olurum en fazla.

Bekliyorum şimdi.
Sana sarılacağım günü bekliyorum.
Son nefesini almakta olan bir canlının,
hayata sarılışı gibi sarılacağım günü bekliyorum.
Pes etmeden.
Tüm getirisiyle hayatın ve tüm aldıkları ile,
ilk günkü gibi,
biraz korkak ve titrekçe
suratındaki tüm çizgileri öpeceğim günü bekliyorum.
Bedenindeki tüm izlere huzurla dokunacağım günü bekliyorum.
Yaşamın üzerinde bıraktığı tüm işaretlere minnet sunacağım günü.
Her zamankinden daha sıkı sarılacağım günü.
Sarılamadığım tüm günler adına.

Sen yanım diyor ki diren.